İngilizce’yi İngilizce gerçek kaynaklar aracılığıyla öğrenmek en güzeli: şarkılar, kitaplar, dergiler, filmler ve elbette orijinal dilinde diziler.

Onların aracılığıyla yaşayan dile dokunursun: gerçekte kullanılan kelime bilgisi, argo, deyimler. Sana ilginç gelen bir metinde, karşına çıkan bütün bunlar sayesinde, kelime bilgisi «sihirli» bir şekilde kafana yerleşir.

Dizilerden ne kadar havalı ifade alınabilir! Herkesin sevdiği bir örnek üzerinde «Büyük Patlama Teorisi» bunu kanıtlamaya karar verdim. Makalede senin konuşmanı daha ilginç ve doğal hale getirecek ≈ sitcom’dan onlarca ifade ve deyim derledim.

My point is…

Çok yaygın bir ifade. Tam çeviri: «Benim bakış açım…» Aslında bu ifadenin anlamı «Bir şey söylemek istiyorum, demek istediğim», ve her fırsatta bu kullanılıyor.

4.sezon, 16 bölüm:

Leonard: My point is, Priya’s gone. And it would be much better if none else found out about this. (Leonard: Demek istediğim Priya gitti. Eğer bunun hakkında hiç kimse daha fazla bir şey bilmeseydi, çok daha iyi olurdu).

4.sezon, 21 bölüm:

Amy: You’re being too literal. My point is, he would not meekly surrender to the rules, and neither should you. (Her şeyi çok fazla olduğu gibi anlıyorsun. O kurallara kayıtsız şartsız boyun eğmezdi ve sen de eğmemelisin demek istiyorum).

Ayrıca soru şeklinde de kullanılır: «What’s your point?» (Buna ne dersin?), veya olumsuz şeklinde: «That’s not the point!» (Bunu demiyorum).

Where are you going with this?

İfadenin anlamı bir öncekine biraz benzer: «Bununla nereye varmaya çalışıyorsun? Ne ima ediyorsun?».
3. sezon 20 bölüm. Raj Leonard’a kızlarla arasında uzun zamandır hiçbir şey olmadığını söyler (*if you know what I mean*).

Leonard: Where are you going with this, Raj? (Bununla neyi ima ediyorsun, Raj?)

Raj: Don’t flatter yourself, Dude. (Kendini övme, ahbap)

That’s his (her, my) thing

Çok sık kullanılan bir ifade daha. Bize göre : «Bu onun hobisi». Örneğe bakalım: 7.sezon 20. bölüm. Howard ve Bernadette, Raj’ı yeni kız arkadaşıyla bekliyorlar.

Bernadette: I’m excited to meet Emily. (Emily ile tanışacağım için çok heyecanlıyım).

Howard: Me too. I just hope he doesn’t blow it. (Ben de. Sadece, her şeyi bozmamasını umut ediyorum).

Bernadette: Why would you say that? (Neden böyle söylüyorsun?)

Howard: Because he’s Raj, that’s his thing. Beckham can bend it, Ralph can wreck it, Raj can blow it. (Çünkü o Raj, bu onun uzmanlık alanı! Beckham bükebilir, Ralph kırabilir, Raj ise patlatabilir).

In the middle of something

Bu mecaz anlamlı deyim «bir şey yapmak, şu anda bir şeyle meşgul olmak» anlamına gelir. 7. sezon 12. bölüm, Howard «Yıldız Savaşları». seçmeleri için bir deneme filmi yazıyor. Bu esnada Bernadette’nin sesi duyuluyor.

Bernadette: How many times do I have to tell you to replace the toilet paper when it’s empty? (Sana kaç defa tuvalet kağıdı bittiğinde, yenisini koyman gerektiğini söylemem gerek?! )

Howard: I’m in the middle of something. (Şimdi bir şeyle meşgulüm!) Bernadette: So am I. (Ben de!)

A big deal

Çok popüler bir tamlama. Tam anlamıyla çevirisi «büyük anlaşma», fakat dizilerde sıkça «çok önemli bir şey, önemli, anlamlı» şeklinde karşımıza çıkar.

8. sezon 18. bölüm, bilim dergisinde Sheldon ile ortak keşifleri, sadece Sheldon’a atfedildiği için Leonard üzgündür.

Penny: I mean, who even reads Scientific American? (Demek istediğim,Scientific American bilim dergisini kimler okur ki?)

Leonard: It’s kind of a big deal. (Eh, o oldukça ciddi/ önemlidir)

Penny: If it’s such a big deal, how come the biggest celebrity they could get for the cover is a molecule? (Eğer o bu kadar ciddiyse, o zaman en büyük şöhreti neden kapağa koymuşlar, bu bir molekül mü?).

Eğer bir kişi «That’s not a big deal» diyorsa, olan bitenlerin aksine, çok da önemli değil, bunda abartılacak bir şey yok demek istiyordur. 2. sezon 21. bölüm, Sheldon Penny’den dairesinin yedek anahtarını ona vermesini istiyor, Penny ise onun dairesinde de anahtar bulunmakta olduğunu fark eder:

Sheldon: What’s it doing in my apartment? (O benim dairemde ne yapıyor?)

Penny: Well, I went in there a few weeks ago when you, guys, weren’t home, and I forgot it there. (Şey, birkaç hafta önce siz evde yokken, ben oraya gittim ve anahtarı orada unuttum)

Sheldon: You were in my… why would you… what are you saying? (Sen benim …Neden sen … Sen ne diyorsun böyle?!)

Penny: It’s not a big deal, I was making coffee and I ran out of milk. (Her şey bu kadar da korkunç değil/ yok bir şey, Kahve yapıyordum ve sütüm bitti)

Sheldon: You’re the milk thief! Leonard said I was crazy but I knew that carton felt lighter. (Öyleyse süt hırsızı sensin! Leonard benim deli olduğumu söyledi, ama ben kutunun hafiflediğini biliyordum!)

Swear jar

Sadece ilginç bir ifade değil, aynı zamanda bizim için alışılmadık bir olay. Eğer sık sık Amerikan dizileri izliyorsan, o zaman, muhtemelen şu ifadeyi duymuşsundur: «Tamam, bir dolar daha kavanoza koyacağım».

Swear jar — kelimenin tam anlamıyla «yemin kavanozu» — eğer bir kişi sözünü bozarsa, kişinin belli bir miktar koyduğu kap,: küfür etmek, herhangi bir konu üzerinde konuşmak v.s. yok.

Sekizinci sezonun 10.Bölümü Bernadette iş yerinde herkesin ondan korktuğunu ve onu kimsenin sevmediğini öğrenir, şirket ise çalışanlarına uzun zamandır kahve ödemesi yapmayı durdurmuştur.

Bernadette: What? Who’s been paying for my coffee? (Ne? Kim bu zamana kadar benim kahvemin parasını ödüyordu?)

Dan: All of us. (Biz, hepimiz)

Penny: Yep, it comes from the swear jar we put money in when you curse. (Evet, ödenek sen her küfür ettiğinde, bizim para koyduğumuz kavanozdan geliyor).

Good for you

Anlamı metne bağlı: «Aferin, şanslısın, klassın!» v.s. Konuşmacı cümleyi gerçek anlamında, ironik olarak veya kayıtsız bir şekilde söyleyebilir. Uzay uçuşundan dönen Howard, kafede oturur, garson onunla konuşur:

Waitress: You look familiar. (Ben sizi bir yerde görmüş gibiyim)

Howard: I don’t think so. (Sanmam)

Waitress: Yeah, I just saw you on the news. You’re an astronaut. (Evet, seni az önce haberlerde gördüm. Siz astronotsunuz!)

Howard: Yes. Yes, I am. (Evet, evet, benim)

Waitress: Good for you. How about a piece of cheesecake on the house? (Aferin, müesseseden Cheesecake’e ne dersiniz?)

Kısacası, «on the house» ifadesine dikkat et — bu da mecaz anlamlı bir deyim.

İronik anlam: Sheldon soğuk algınlığını yeni atlatmış ve bunu herkese bildiriyor. Ancak hastalığı esnasında herkesi o kadar bıktırmayı başarmıştı ki, kimse onunla konuşma isteğinde değildi.

Sheldon: Oh, hello, everyone. I am happy to report I’m feeling much better. (Herkese merhaba. Kendimi oldukça iyi hissettiğimi bildirmekten mutluluk duyuyorum)

Leonard: Good for you. (Klas/ Aferin/ Aferin sana) — açık bir şekilde alayla söylendi.

Genel ifade «Good for you» — «senin şimdi bu söylediğin beni kesinlikle ilgilendirmiyor »geçiştirmelik cevaptır. Yani senin adına sevindim, fakat benimle ne alakası var?

Don’t be so hard on yourself

Çok klas bir ifade. Anlamı: «kendine karşı bu kadar katı olma».

Penny: Oh, my God, I screwed up everything. I hurt Leonard, I hurt Raj, I mean, what is wrong with me? (Aman Tanrım, her şeyi mahvettim! Leonard’ı ve Raj’ı kırdım, yani benim neyim var böyle?!)

Amy: Don’t be so hard on yourself. (Kendine karşı bu kadar katı olma)

Bu arada, «What’s wrong with me (you)?» — da çok sık kullanılır.

The nerve of some people

Bu ifadeye Amerikan dizilerinde çok sık rastladım. Tam çevirisi: «Bazı insanların sinirleri», anlamı ise: «Bu kadar küstahlık yeter!», yani «Bazılarının sinirleri dayanıyor!».

7. sezon, 10. bölüm. Bernadette, Raj’ın üstelik köpek ile birlikte bir hafta boyunca onlarda kalmasına Howard’ın izin verdiğini öğrenir.

Bernadette: He’s bringing Cinnamon? (Tarçın’ı mı getiriyor?— köpeğin ismi)

Howard: For a whole week! The nerve of some people. (Bütün bir hafta için mi? İşte insanların yüzsüzlüğü!)

Ayrıca ifadenin daha kısa şeklini de duydum, sadece «The nerve, huh!»

Poor thing

Bu ifade — bizim «zavallı»’ya eşdeğer. Daha sempatik hale getirmek için, ikileme yapmak ve söylemek mümkün: «Poor poor thing», «zavallıcık» anlamına gelecektir.

Raj: Nobody wants to kiss me. (Kimse beni öpmek istemiyor)

Bernadette: Oh, you poor, poor thing. Raj, you have to know you’re a wonderful man. There are a lot of girls out there who’ll want to kiss you. (Ay, Zavallıcık. Raj, Sen mükemmel bir erkek olduğunu bilmek zorundasın. Dünyada seni öpmek isteyecek çok kız var)

Can you believe it?

Eh çok yaygın bir ifade. Bizim «Düşünebiliyor musun! Hayal edebiliyor musun!» v.b. olarak çevrilir. Yani kişi herhangi bir gülünç ve inanılmaz v.b. durum karşısında şaşırıyor ve kızıyor.

7.sezon 10. bölüm Sheldon Leonard’a onun keşfini inkar ettiği için kızgındır ve kendi çürütmesini yayınlamak ister:

Leonard: Fine, I’ll publish. (Tamam, ben yayınlıyorum)

Sheldon: Can you believe this guy? (Siz ona inanabiliyor musunuz?)

Glass ceiling

Öyle çok kullanılmayan, fakat ilginç bir ifade, Tam olarak ise mecaz anlamlı deyimdir. Tam anlamıyla çevirisi «cam tavan», ama onun anlamı: kadının kariyer merdivenlerini çıkmasına ve (cinsiyetçilik sorununa) bir erkekle aynı konuma ulaşmasına izin vermeyen görünmeyen bir engel. İfade sadece kadın için değil, ayı zamanda farklı azınlıklar için de yaygındır.

8. sezon, 10.bölüm. Sheldon «Sheldon Cooper ile ilginç bayraklar» gösterisinin son bölümünü çeker ve Amy’e teşekkür eder.

Sheldon: I’d like to take a moment to personally thank Dr. Amy Farrah Fowler, who you may or may not know is the first woman to co-host a flag or banner-related Internet info-tainment show. (Biliyor ya da bilmiyor olabilir, internet ile ilgili bilgi ve eğlence gösterisine ev sahipliği yapan ilk kadına, Amy Farrah Fowler’a şahsen teşekkür etmek için bir dakikanızı almak istiyorum)

Amy: Take that, glass ceiling. (Amy: Kapak olsun, *tam olarak tercüme edilemeyen mecazi deyim «görünmez bariyer»*).

Kısacası, «take that» — de ilginç bir ifade.

Hepsi bu değil…

Sevgili okuyucu, seni yormamak için, makaleyi bitiriyorum. Fakat içlerinde bir hazine gizleyen bu ifadeler ve mecaz anlamlı deyimler bu kadar değil «Büyük Patlama Teorisi» (ve başka herhangi bir dizi).

Sheldon’un konuşmasında ne kadar kitap tabirine rastlayabiliriz. (Evet Tanrım, o hatta I shall, yerine I will diyor). Penny’den ne kadar argo kelimeler ve ifadeler duyacaksın. Her bölüme ne kadar deyim dağılmış!

Eğer sen de sevdiğin dizide böyle havalı ifadeler duyduysan, onları yorumlarda paylaş. Eğer sadece makale hoşuna gittiyse, kendi izlenimlerini paylaş! O zaman bir dahaki sefere çok daha fazla İngilizce popüler ifadeler derleyeceğiz. See ya!