Bu iki cümleye dikkatlice bak:

Chocolate ice cream is my favorite desert.

The Sahara is the world’s largest hot desert.

Hangisinin doğru yazıldığını kesin biliyor musun? İngilizceyi öğrenenler sürekli desert (çöl) ile dessert (tatlı) karıştırır.

Birçok başka dilde de olduğu gibi İngilizcede bu tür kelimeler çok, öyle ki, metin düzenleme programları bile her zaman bu can sıkıcı hataları fark etmeyip düzeltmeyebilir.

Bu yazıda bir liste dolusu bu tür kelimeler bulursun. Bazıların telaffuzu aynı olup yazılışı ise farklıdır. Diğerlerin ise hem telaffuzu hem yazılışı farklı ama yine de uyumlu. Başlayalım!

Accept vs Except

Accept |əkˈsept|  — kabul etmek, onaylamak.

You have to accept that / Bunu kabul etmelisin.

Except |ɪkˈsept| — dışında, hariç.

Everyone called me except for you / Senin dışında herkes beni aradı.

Bu kelimelerle ilgili karışıklık “Arkadaşlar” dizisinde bile canlandırılmıştı. Birçok bölümünün birinde, Ross ve Rachel’ın ayırıldığı an Rachel, ‘We are never gonna happen, okay? Accept that’, dedi. Ross onun sözünü keserek, ‘Except that what?’, diye umutla sordu. Ancak kız, ‘No. No. Accept that’ sözleriyle onun hevesini soğuttu.  

Rachel’ın, accept , yani ‘Biz asla beraber olamayız, bunu kabul et’ dediğine rağmen Ross onu except, yani ‘Biz asla beraber olamayız, ancak dışında..’ olarak duydu.

Principal vs Principle

Bu kelimelerin sadece yazılışı farklı:

Principal |ˈprɪnsəpl| — en önemli, ana, baş, asıl. Ayrıca, okulun, üniversitenin, kolejin başını, yani müdürü ifade eder (genellikle Amerikan İngilizcesinde).

The salary is good, but that is not the principal reason I accepted the job / Maaşı iyi fakat bu teklifi kabul ettiğimin başlıca sebebi değil.  

Principle |ˈprɪnsəpl|prensip, manevi standart.

I have to stay true to my principles / Prensiplerime sadık kalmalıyım.

Lose vs Loose

Lose |luːz| kaybetmek.

Try not to lose control / Kontrolü kaybetmemeye çalış.

Loose |luːs|bol, salaş (örneğin, kıyafet hakkında), açık, gevşek (saç hakkında), serbest, bağlı olmayan (insan, köpek hakkında). Ve diğer anlamları.

She was wearing a loose dress / Üzerinde bol bir elbise vardı.

Beside vs Besides

Beside |bɪˈsaɪd|yanında, uzak değil.

Stay beside me / Yanımda kal.

Besides |bɪˈsaɪdz|dışında, yanı sıra, üstelik. Sıkça cümlenin başında giriş sözcüğü olarak kullanılır.

She wants to learn other languages besides English and German / O İngilizce ve Almanca dışında başka dilleri de öğrenmek istiyor.

Ensure vs Insure

Bu kelimelerin de sadece yazılışı farklı.

Ensure |ɪnˈʃɔːr|sağlamak, garanti etmek, kefil olmak.

We want to ensure equal conditions for everyone / Herkes için eşit şartları sağlamayı isteriz.

Insure |ɪnˈʃɔːr| sigorta yapmak.

The house is insured for two million dollars / Evin iki milyon dolarlık sigortası yapılmış.

Diary vs Dairy

Bu kelimelerin hem yazılışı (iki harfin yeri değişiyor) hem de telaffuzu farklı.

Diary |ˈdaɪəri|günlük, not defteri.

Mum, someone has torn out some pages from my diary / Anne, biri günlüğümden birkaç sayfa koparmış.

Dairy |ˈd.ri|sütlü, sütten yapılmış.

I’m trying to cut down on dairy products, which is difficult because I adore cheese. / Daha az süt ürünü tüketmeye çalışıyorum, ancak bu zor oluyor, zira peynire bayılırım.

Sensitive vs Sensible

Sensitive |ˈsen.sɪ.tɪv|hassas, kırılgan. Böyle “Titanik” filminin sonunda ağlayan adam için söylenebilir.

She was a very sensitive child / O çok hassas bir çocuktu.

Sensible |ˈsensəbəl|aklı başında, pratik (cevap, yaklaşım, seçim veya insan). Havaya veya yerine göre, örneğin, orman gezisi için giyilen kıyafet ile ilgili de söylenebilir.

It could be cold and wet so pack some sensible clothes. / Soğuk ve rutubetli olabilir dolaysıyla buna uygun kıyafetlerden de koy.

Bare vs Bear

Bu kelimelerin sadece yazılışı farklı:

Bare |beər|çıplak, açık, örtüsüz.

The walls look a bit bare — can’t we put some pictures up? / Duvarlar biraz çıplak gözüküyor, her hangi bir tablo asabilir miyiz?  

Bear |beər|Bu 2 sözcük olabilir. 1. Bir şey taşımak fiili (he was bearing a tray of brimming glasses), desteklemek/bir şeyi tartmak, ağırlığına dayanmak  (walls which cannot bear a stone vault), bir şeye tahammül etmek (I cannot bear to see you hurt) v.b. 2.ayı  

If I see a bear, I will run / Ayıyı görürsem kaçarım.

Affect vs Effect

Affect |əˈfekt|bir şeyi etkilemek (sıkça olumsuz).

Global warming will affect all of us / Küresel ısınma hepimizi olumsuz etkiler.

Effect |ɪˈfekt|etki, yani etkilemenin sonucu.

The effect was immediate / Anında etkisini gösterdi.

Quite vs Quiet

Quite |kwaɪt|yeterince, tamamıyla, hakikaten, oldukça.

The movie was quite boring / Filim oldukça sıkıcıydı.

Quiet |ˈkwaɪət|sakin, sessiz (insan, yer).

Can you be quiet while I’m working? / Çalıştığım sürece daha sessiz olabilir misin?

Alone vs Along

Alone |əˈloʊn| tek, tek başına, yalnız olarak.

I prefer working alone / Ben tek başıma çalışmayı daha çok severim.

Along |əˈlɒŋ|boyunca, beraber, ileri.

I am walking along the street / Yol boyunca yürüyorum.

Cereal vs Serial

Bu kelimelerin sadece yazılışı farklı, telaffuzları ise aynı.

Cereal |ˈsɪəriəl|tahıl ezmesi, müsli, gevrek.

My father has always had cereal for breakfast / Babam kahvaltıda hep tahıl ezmesi yerdi.

Serial |ˈsɪəriəl|seri, sıralı, sıra.

This looks like a serial killer’s work / Bu seri katilin işine benziyor.

Bu kelime oyununu son sezon “Sherlok”un 2. bölüm fragmanının tamamında kullanılmıştı.   

Stationary vs Stationery

Bu kelimelerin yazılışı farklıdır.

Stationary |ˈsteɪʃənəri|hareketsiz.

Make sure this car remains stationary /Arabanın hiç bir yere hareket etmemesini sağla.  

Stationery |ˈsteɪʃənəri|kırtasiye malzemeleri.

I have to get some stationery for the office /Ofis için bazı kırtasiye malzemelerini almam lazım.  

Conscience vs Conscious

Conscience |ˈkɒnʃəns|vicdan.

My conscience troubles me /Vicdanım rahat değil.

Conscious |ˈkɒnʃəs|bilincinde olan, bilinçli.

I understand what I’m doing, this is a conscious decision / Ne yaptığımı iyi biliyorum, bu bilinçli bir karar.

Storey vs Story

Bu kelimelerin yazılışı farklıdır:

Storey |ˈstɔːri|kat. ABD’de bu anlamda kelime çiftinin ikincisi, yani story kullanılır.

My friend lives in a five-storey building / Arkadaşım beş katlı binada oturuyor.

Story |ˈstɔːri|hikaye, konu, öykü, kat (sadece ABD’de).

This was such a wonderful story! / Bu öylesine muhteşem bir hikayeydi!  

Eğer İngilizcenin Amerikan versiyonunu tercih ediyorsan bu kelime çifti hakkında çok fazla düşünmeden story her iki durumda da kullanabilirsin.

Şimdi artık desert ve serial değil de dessert ve cereal yemek gerektiğini, arada da taviz verip sensible değil de sensitive olabileceğini, bazen de her hangi bir except olmadan bir şeyler accept etmen gerektiğini biliyorsun.