Beyin ve dilbilim alanlarındaki inceleme ve çalışma sonuçları daha gelişmiş öğretme yöntemlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Kanadalı bilim adamları elde edilen verilere dayanarak yabancı dil öğretmede yeni nörolinguistik yaklaşım olan NLA’yı (NLP ile karıştırılmamalıdır) geliştirdiler. Yazarları; Montreal şehrindeki Quebec Üniversitesi Felsefe Doktoru Claude Germain ve Newfoundland’deki Memorial Üniversitesi Felsefe Doktoru Joan Netten, çalışmalarını yine aynı ülkeden Michelle Paradis’in son analizlerine dayandırdılar.

Paradis afazi ve Alzheimer hastalığı çeken çift dilli hastaları incelemekteydi. Çalışmalarında, işlemsel bellekte depolanan bilinçaltı bilgi ile bildirimsel bellekte saklanan bilinçli bilginin sinirsel işleyişin iki farklı yönü olduğu sonucuna vardı. Buna göre iki bilgi türü doğrudan bağlantılı değildir ve bilinçli bilgi derhal bilinçaltı bilgiye dönüşmemektedir. Eğer durum böyle olmasaydı insanların konuşmaya başlayabilmesi için yalnızca kelimeleri ve dil kurallarını bilmesi yeterli olurdu. Açık bilgi, işlemsel hafızaya aktarılmadığı gibi kişilere yabancı bir dilde spontane olarak iletişim kurma yetisi de sağlamaz.

Nörobiyolojinin yabancı dile etkisi

Araştırmacının geliştirdiği kurama göre, ilk dil sürekli tekrarlar yoluyla bilinçaltında öğrenilmekte ve bu yüzden de örtülü (işlemsel) bellek sistemini harekete geçirmekte. Diğer bir deyişle motor becerilerle aynı şekilde öğrenilmekte. Ana dil, yabancı bir dilden daha derindeki beyin yapılarında işlenmekte. Bu merkezler duygular, dikkat ve hafıza yönetiminde de rol almaktalar.

Tatyana Vladimirovna Chernigovskaya meslektaşının teorisini destekleyerek şunları söylüyor: “Bir dili çaba harcamaksızın kullanabilme yetisinden yoksun, yani tamamen otomatik olarak öğrenmemiş olan kişiler, o dilde kullanacakları formlar üzerinde düşünerek beyindeki kaynaklarını daha fazla devreye sokar. Bunun yanı sıra dil becerileri, tamamıyla uştalaşıncaya kadar esas olarak analitik sol yarıkürede işlenir. Bunu piyano çalmaya benzetebiliriz. Piyanoyu çalan kişi hangi parmakla hangi tuşa basacağını düşünmemeye ve bundan daha öte hedefler belirlemeye başlar başlamaz, mesela kompozisyona ne tür anlamlar katabileceği ve duygularını nasıl ifade edebileceğini düşünmeye başladığında düşünme işlemi sağ yarıkürede devreye girer.”

Paradis’in bulguları NLA kavramının meydana getirilmesinde çok büyük önem taşımaktadır. Netten, yabancı dil çalışmalarına standart yaklaşımı sorgulamasına neden olan bazı noktalara işaret eder.

Öğretme tekniğinin temelinde etkili iletişim için iki bileşen vardır: İkinci dili spontane olarak kullanabilme yetisi ve bilinçli olarak anlama. Öğrencilerin belirli sınavları geçebilmeleri için bazı dil bilgisi kurallarını ve diğer kuralları bilmeleri gerekir. Ancak konuşma, pratik yapılarak geliştirilen becerilerle gerçekleşebilmekte.

Netten, gramerin zihinde yüz kası belleği düzeyinde saklanabilmesi için kalıpların sürekli olarak tekrarlanması gerektiğini belirtiyor. Diğer öğrencilerle diyaloglarda düzenli olarak gerçek konuşmalar kurgulamak bilgiyi örtülü bellek alanına taşıyor. Sözü geçen teorinin yazarı, kullanıldığı durumlara ve bağlamlara olabildiğince uyan kelime ve kalıp tekrarlarının önemine işaret ediyor.

Bilim adamları eğitim sistemini geliştirmeyi önermekte. Nitelik değişiklikleri içinde; belli bir yapının üst üste tekrarına dayalı içsel dil bilgisi edinimi, konuşmayı geliştirmeye en  büyük öncelikği verme, sözcüklerin biçiminden ziyade anlamına yoğunlaşma, dilin duruma uygunluğu ve interaktif eğitim gibi konular bulunuyor.

Bildiğimiz gibi günümüzde Kanada ve Çin’deki üniversite ve okulların eğitim programlarında nörolinguistik yaklaşımdan faydalanılmakta. Ancak bu kavram kendi kendine yabancı dil öğrenmede de fayda sağlayabilir. Internet, interaktif programlara yer veren ücretsiz kaynaklarla dolu. Örneğin popüler dil hizmetlerinden olan LinguaLeo kullanıcılarına İngilizce öğretmeye yardımcı olmayı hedefliyor. Site, kullanıcıların bir yandan TED konuşmalarındaki bilinmeyen kelimelerin tercümesini görüp bir yandan da dinlemelerine olanak sağlıyor. LinguaLeo kullanıcıları, ana dili İngilizce olanlardan görüntülü dil bilgisi ve kelime dersleri alabiliyor, sözcük alıştırmaları yapabiliyor ve popüler şarkıcıların şarkılarını öğrenebiliyor.

Tatyana Vladimirovna Chernigovskaya’ya Rus eğitimcilerin herhangi bir yardım talebinde bulunup bulunmadıklarını sorduk.

– Evet, rica ettiler ve etmeye devam ediyorlar. Onları her zaman geri çeviriyorum. Çünkü bizim uğraştığımız çok temel bir bilim ve uygulamaya geçirebilmek için son derece ayrıntılı ve zorlu bir çalışma yürütmek gerekiyor. Bu bilgi sırf yapmış olmak için öğretim yöntemlerine aktarılamaz. Zaten bu mümkün de değil. Ben beş yaşımdan beri İngilizce konuşuyorum. Ve İngilizce yazılar yazıp dersler veriyor olsam da bu dili çok iyi bildiğimi söyleyemem. Bir yandan uykudayken bir yandan da bir yabancı dilde ustalaşmak isteyen kişilerle karşılaşıyorum. Böyle bir şey söz konusu değil. Uykudayken de bilgileri algılayabildiğimiz içi ve bir kısmı bellekte kaldığı için belki ufak bir etki sağlanabilir. Hiçbir şey ezberlenemez demiyorum ama yalnızca bu yolla bir dilde ustalaşmak mümkün değildir. Hem “ustalaşmak” kavramını tanımlamak gerek. Nerede ustalaşmak? Örneğin ben Chaucer’ı asıl İngilizcesinden okuyamıyorum. Ve bütün İngilizce konuşanların bunu yapabildiği de yok.

Diğer taraftan, beyin hakkında edindiğimiz bilgileri eğitim metodolojisinde kullanmamız mümkün. Bunun öğrencilerimizin bir profilini çıkarmamız gerek. Onlar hakkında olabildiğince bilgi toplamak önemli. Kimdir? Onu dil öğrenmeye iten nedir? Kendi isteğiyle mi yoksa ebeveynlerinin isteği doğrultusunda mı başlamıştır? İş için mi öğrenmeye ihtiyaç duymuştur yoksa yazı yazmak veya Shakespeare’i orijinalinden okuyabilmek için midir? Belki de süpermarkete gidip sadece bir sabun almaya çalışıyordur? Solak mıdır, sağ elini mi kullanıyordur? Bilişsel tarzı nedir? Kitaplarla mı, şarkılar aracılığıyla mı çalışmayı sever? Ancak bu tür sorulara cevap verdikten sonra nasıl dil öğretileceğini anlayabilirsiniz.

LinguaLeo yöneticisi Olga Degtyareva, dil servislerinde eğitim süreci belirlemede kişiliğin ne büyük etkiye sahip olduğundan bahsediyor.

– Otomatik kişiselleştirme, kullanıcıların çalışmak için başvurduğu tavsiyelerden oluşuyor. Kullanıcılara amaçları, şu anki İngilizce seviyeleri ve bu dili öğrenmek için ne kadar zaman ayırmaya istekli oldukları hakkında sorular soruluyor. Dahası, kullanıcılar kendi programlarını benimseyebiliyor. Şarkılarla öğrenmeyi daha rahat buluyorlarsa “Orman”da istedikleri şarkıları öğrenebiliyorlar. Daha yapılandırılmış bir yaklaşımı tercih ediyorlarsa kendilerine uygun yüzlerce kurstan birini seçebiliyorlar.